31 Ocak 2014 Cuma
ÇOCUK İŞCİLER...
27 Ocak 2014 Pazartesi
24 Ocak 2014 Cuma
Taciz’ e dikkat….
![]() |
Nedir son günlerde farkında olmadığımız görmeyi reddettiğimiz? Oysa göz yumduklarımız; sesimizi değil, sözümüzü yükseltmeyi gerektirirken, üç maymunu oynayışımız neden ?
Yarınlarımızdır çocuklarımız; onları 6 yaşına kadar gözümüzden esirgeyip, sonra dış dünya ile baş etmesini izlemeye başladığımız zamanlarda, dış dünyanın acımasız taraflarına karşı dik durmayı, kendini ifadeyi, kendini savunmayı, bireyselliklerini korumayı, özel olmayı özel hayatı öğretebiliyor muyuz? Bir anne olarak çocuğumuzu sokağa, okula bıraktığınızda başına gelebileceklere karşı durmayı öğretebiliyor muyuz? Aile denen kavramın giderek yozlaşmaya başladığı günümüzde, ailenin dışarıdaki evrensel kümenin örneklemini oluşturduğunun farkında mıyız, her şeyden önce!!? Cinsel kimliği, özelimizi bedenimizi korumayı biliyor muyuz? Yasaklarla, kanunlarla korunamaz bir durumdur bu. Bu durum kişinin kendi özel alanını korumasını gerektirir.
Anayasanın 41 . maddesi ek fıkra 12/9/2010 tarihli 5982 yasa ile gelen değişiklik madde 4 ile devlet her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler alır der.Elbette ki bu durum dış ortamda psikolojik dengesi bozuk insanları bir yerlere toplayarak çözümlenemez. Ancak çocuk yaşta bile bilinçaltının art niyetli dokunma ve şefkat dokunmasını ayırt edebildiği bilimsel olarak ispatlandığı üzere, bu bilimsel çalışmalar neden pratik uygulamalara dökülerek sağlık personeline, devletin rehberlik merkezlerinde çocuklara, toplum sağlığı merkezlerinde annelere, yönelik seminerlerle çocuklarınızı tacizden korumayla ilgili nasıl eğitirsiniz seminerleri hala düzenlenmiyor!? Bu bilim adamlarının ,akademisyenlerin çalışmaları neden pratik uygulamalarla yaygınlaştırılmaz? Bu devlet organları, toplum sağlığını bu kadar basit yöntemlerle neden korumaz!? Neden bir sürü çocuk, (ki erkek çocuk, çok daha fazla korumasızdır dış ortamlarda daha fazla kaldığından) buna susmak ve geleceğin öfkesini şimdiden küçük yüreğine gömmek zorunda kalır?
Neden hukuk organları, ilerleyen yaşlarda daha fazla taciz davasına bakmak zorunda bırakılır?
Neden bir sürü birey, cinselliğe, dokunmaya, aşka, güvene o yaşlardan küstürülür?
Birkaç saatimizi ayırarak huzurlu bir gelecek yaratmak varken neden bu kadar kaygı içinde yaşamak zorunda bırakılırız?
22 Ocak 2014 Çarşamba
ÖNCE KENDİ ÇİZGİNİ UZAT
14 Ocak 2014 Salı
çocuk gelin yoktur...BUNUN ADI PEDOFİLİ...
HUKUK SİSTEMİ ANAYASA SUCU MU İŞLİYOR? (Yazan:EsraDereobalı)
Çocuk Gelinler …
NASIL OLUYORDA devletin hukuk organları, evlendirilmek üzere yaşı büyütülmeye kalkılan 17 bin 373 davaya bakabiliyor?...
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Bildirisi’nde ve tüm Dünya! da yasalarla koruma altına alınan bir çocuğun, doğduğu an itibariyle, gerektiğinde ailesine karşı bile korunması öngörülmektedir.
Bu bildiri toplam 10 maddeden oluşur ve bir çocuğun din, dil, ırk, cinsiyet gözetilmeksizin ihtiyacı olan, doğduğu andan itibaren; reşit oluncaya dek; eğitim, sağlık, gerektiğinde maddi - manevi özel bakım hizmeti öncelikle ailesi tarafından , ailesi yetmiyorsa devlet tarafından karşılanır. ‘’ Bu çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasını engelleyen her tutuma karşı da yine devlet ve yasası, çocukları korur der ‘’ bu bildiri...
Yani siz bir çocuğu doğurabilirsiniz ancak okula göndermiyorum diyemezsiniz. (bildiri ilke 7), hastalanınca bakmıyorum diyemezsiniz. (bildiri ilke 4 ) ; çalıştıramazsınız ve satamazsınız. (bildiri ilke 9); herhangi bir ticari faaliyette kullanamazsınız. Hatta yeterli anlayış, hoşgörü evrensel kardeşlik bilinci ile yetiştirmek zorundasınız.(bildiri ilke 10) .
Tüm bunları okuyup çocuklarınız için derinden bir ‘’ ohh!!’’ çektiyseniz ; bunlara ek olarak, ‘’çocukları koruyan yasalar da var..’’ dediyseniz, siz, yapılan istatistiklerden haberdar değilsinizdir. TUİK raporlarına göre ; 27 milyon 429 bin 570 çocuk nüfus var ülkemizde ; bu çocukların 2 milyon 700 bini eğitimden yoksun, 19 milyon 440 bin çocuk şiddet görüyor, 800 bin henüz kendisi çocuk olan anne var, 2 milyon 250 bin çocuğun nüfus kaydı yok!? Sabancı Vakfı araştırmalarına göre, ergen yaşta evlilik % 28 e çıkmış durumda ki ! %30 sınırı az gelişmişlik sınırıdır… Uluslararası hukuk tüm dünya da 18 yaş altı evliliği kadına yapılan şiddet biçimi olarak kabul etmektedir. Hal böyle olunca demokratikleşme sürecinde olduğu ileri sürülen Türkiye, bir ortaçağ ayıbına imza atmakta sayılır. TUİK raporlarında geçen 181 bin çocuk gelin olmasına karşın daha vahim tablo hukuk’a yansımaktadır. 2010 yılında 18 yaş altı kızların 1051 tanesinin ailesi, mahkemeye evlilik izni için başvurmuşken, 2011 yılında bu ailelerin sayısı sayı 17 bin 373 e çıkmıştır!?
Oysa ki anayasanın 41. Maddesi gereği ailenin huzur ve refahı özellikle anne ve çocukların ve aile planlaması devlet tarafından korumaya alınmışken; anayasanın 42. Maddesinde ‘’ hiç kimse, eğitim öğretim hakkından alıkonamaz ‘’ diye altı çizilmişken; tüm dünyada 18 yaşından önce bir çocuğun evlenmesi kadına karşı şiddet olduğu kabul edilmişken ve devletimiz, yasalarıyla anayasasıyla her doğan çocuğa, ‘’ seni ailen koruyamazsa zihinsel, fiziksel, ruhsal gelişimini ben sağlayacağım ‘’ güvencesi verirken ; NASIL OLUYORDA devletin hukuk organları evlendirilmek üzere yaşı büyütülmeye kalkılan 17 bin 373 davaya bakabiliyor? Bu avukatlar, bu davaları savunabiliyor? hukuk bu insanlık ayıbına imza atıyor? devlet koruma sözü verdiği çocuklarını bir celsede kadın /adam yapıyor? Eğitimsizlik, cehalet katlanarak büyürken bizler eğitimciler, politikacılar, hukukçular, iş adamları, aydınlar ,kendini aydın sananlar yarın işlenecek her suçun ortağıyız. Değil miyiz?
YA DA BİRİ CEVAPLASIN… HENÜZ OYUNCAKLARINA DOYMAMIŞ BİR ÇOCUĞU ANNE YAPAN KİM?
Esra Dereobalı
Posted via Blogaway
13 Ocak 2014 Pazartesi
MUTLU AİLE MUTLU ÇOCUK SEMİNERİ...
içimizdeki çocuğa sorduk, annemiz bize ne dedi de ben bilinçaltımda nereleri durdurdum ? neyi yapamam sandım ? Çocuklarımıza farkında olmadan söylediğimiz kelimeler onların gelecekteki hayatını nasıl şekillendirir, özgüveni yüksek ve başarılı yetiştirmek adına uğraştığımız Genç beyinlerin zekasını nerelerde durduruyoruz. Bilinçaltı ve zeka ilişkileri, nelerden korkuyorum bunu bilinç altıma kim kodladı konularında keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Salondan ayrılırken mutlu kalabalığın gözlerinde artık ilişkilere farklı açılardan bakabilmesin keyfi izleniyordu...
11.ocak 2014 İzmir Hilton Barbaros Paşa Salonu
http://www.6n1k.com.tr/Haber/14463-esra-dereobali-dan-mutlu-cocuk-mutlu-aile-semineri.htm
8 Ocak 2014 Çarşamba
zeki olmak ...akıllı olmak.. gerçekte nedir biliyomuyuz
Biletçi onu izliyordu ve dedi ki, "Senin sorunun nedir? Sayı saymayı biliyor musun? Üç kez saydın ve şimdi de dördüncü kez sayıyorsun! Bozuk para saymasını bilmiyor musun?"
Einstein da, "Matematikte pek iyi değilim" dedi.
Mümkün olan en muhteşem matematiği yapmış olan bu adam az miktardaki parayı saymaktan acizdi. Banyosuna gider ve saatlerce dışarı çıkmazdı çünkü nerede olduğunu ve geri dönmesi gerektiğini unuturdu. Arkadaşlarımdan birisi olan doktor Ram Manohar Lohia onu görmeye gitmişti. Bana dedi ki: "O banyoda olduğu için sekiz saat beklemek zorunda kaldım! Ve karısı devamlı benden özür dileyip durdu. 'O banyoda, o hâlâ banyoda' dedi. Ben de, 'Fakat banyoda ne yapıyor ki?' diye sordum. Karısı, 'Kimse bilmiyor...ama şayet rahatsız ederseniz çok kızar; bir şeyler fırlatmaya başlar! Fakat o her zaman unutur; ne zaman oraya girse dışarı çıkmayı unutur. Şimdi o ne zaman gelecekse beklemek zorundayız. Ne zaman ki acıkır, susar ya da böyle bir şey olursa hatırlayacaktır."
Doktor Lohia, "İyi ama ne yapıyor orada?" diye sordu.
Karısı dedi ki: "Bunca yıldır bunu ben de merak etmekteyim. Başlangıçta anahtar deliğinden ne yapıyor diye gözetlemiştim. Küvette sabun köpükleriyle oynayarak oturuyor! Ona, 'Ne yapıyorsun' diye sorduğumda dedi ki: "Beni rahatsız etme; beni asla rahatsız etme çünkü sabun köpükleriyle oynarken görecelilik kuramını keşfettim ben. Sabun köpükleriyle oynamak sayesinde evrenin bir köpük gibi genişlediğini anlayabildim. O genişlemeye devam ediyor ve bir gün tıpkı bir sabun köpüğü gibi patlayacak!'"
Geçmiş çağlara bakacak olursan son derece kötü hafızaya sahip binlerce dâhi ve son derece iyi hafızaya sahip pek de zeki olmayan binlerce insan bulacaksın çünkü hafıza ve zekânın kaynakları farklıdır. Hafıza zihnin bir parçasıdır; zekâ ise zihinsizliğin parçasıdır. Zekâ bilincinin parçasıdır ve hafıza ise beyninin bir parçasıdır. Beyin eğitilebilir; üniversitelerin sürekli yaptığı şey budur. Senin tüm sınavların hafızayı test etmek içindir, zekâyı değil. Üniversiteler sende sanki hafıza zekâymış gibi yanlış bir izlenim yaratıyor. Öyle değildir.



